Bir İnsan Kendine Sınır Koymazsa Ne Olur?
Sınırsızlığın Ve Kötülüğün Temsilcileri
Bir insan kendine sınır koymazsa ne olur? Kötülüğün temsilcisi olur. Buna örnek her şeyi satın alabilen kişilerdir. En iyi ayakkabıyı, en fazla ayakkabıyı, en fazla ayakkabının sığacağı evi, en fazla ayakkabı üreten fabrikayı ve içindeki işçileri ve tüm dünyadaki ayakkabı endüstrisini, Karayipler'deki adaların birkaçını, tüm güzellik kraliçelerini, tüm çocukları, tüm genç erkekleri satın alabilen birini düşünün. Bunlardan sanırım birkaç düzine kadar var. Tüm bunları yapabildikten sonra yine parayla satın alabilecekleri başka eğlenceler ararlar: Kölelerinin küçük düşmesi, ölmesi, eziyet çekmesi bir eğlenceye dönüşür. Bu dünyadaki her şeyi tükettiğinde, satın aldığı tüm insan ve hayvanlarla cinsellik yaşayıp bazılarını öldürüp bazılarına zarar verdikten sonra, bir de başka boyutlara bakmak isterler.
Uyuşturucu kullanırlar, en pahalı alkollerden tüketirler ve bu da yetmezse bir köle alıp kendilerine zarar vermesi için ona ödeme yaparlar. Bu dünyada yapabileceği her şeyi yapmak istemenin bir sonucu olarak acı çekmeyi de deneyimlemek isterler. Uzun yaşamak istediklerinden değil, sıradan insanların satın alamayacağı bir şey olan ölümsüzlüğü neden paraları olmasına rağmen satın alamadıklarını bir türlü anlamazlar ve bunun için de ölümsüzlük iksirlerinin peşinden koşarlar, bunun için başka bir canlının ölmesi gerekiyorsa da bu sorun değildir.

İnsanın Doğası Ve Hayvansal İçgüdüler
Bu bir eleştiri yazısı değil. Bu insanın gerçek yüzü. İmkan bulan ve kendine sınır koymayan her insanın normal davranışı budur. İnsan böyledir. Yaşamdaki kötülüklere isyan edenler de dahil olmak üzere imkanları ölçüsünde bu şekilde davranma eğiliminde olacaklar.
Hayvanlarda da benzer davranışı görüyoruz. Kediler çoğu zaman yakaladıkları fareleri yemezler. Onunla oynarlar, biraz kaçmasına izin verir sonra tekrar yakalarlar, canları sıkılana kadar onunla oynar daha sonra da fareyi boğarlar. Hiçbir şey olmamış gibi yaşamlarına devam ederler. Ta ki canları sıkılıp başka bir fare ya da kertenkele buluncaya kadar. Kendi yavrularını, kocalarını yiyen örümcekler de vardır. Bazı ayıların kendi yavrularını boğarak öldürmesi doğada görülür. Onlar herhangi bir yasaya tabi olmadıklarından, yapay bir yasayı onlar için insanlar olarak biz dayatsak bile yasalara uymayı öğrenemeyeceklerinden bir şey ifade etmez. Bize nedensiz görünen sebeplerle öldürmeye devam ederler.

İnsanı Hayvandan Ayıran Tek Şey: Kutsal Yasa
İnsanın hayvandan tek farkı kendine bir yasa koyması ve buna uymak için çaba harcamasıdır. Tanrı, ister var olsun ister olmasın, Tanrı kutsal yasa demektir ve insanın bu yasaya ihtiyacı vardır. İnsan bedensel yani hayvansal arzuları olarak bakıldığında bir hayvandır. Ayrıca akıllı olduğu için daha tehlikelidir. Kediler aynı anda bir ya da iki fareyi boğabilirken, insan parasıyla satın aldığı laboratuvarlarda yine satın aldığı kimyagerlere milyonlarca insanı boğacak gaz imal ettirebilir. Eğer kedi bizden fiziksel olarak büyük ve güçlü olsaydı tıpkı fare ile oynadığı gibi bizimle de oynar ve bir köşede boğup, ortalıkta bırakırdı.
Tanrı, kutsal yasa ve bu yasaya uyanlar aynı şeydir. Birbirinden ayrılamazlar. Kutsal yasa “Komşunu kendin gibi sev” yasasıdır. Sadece bu yasaya uyanlara insan denir. Bunun dışındaki canlılar hayvandır. Ara formda, katmanlarda farklı farklı seviyelerde kişiler ve toplumlar bulunur. Yasasız maddi güç canavar gibi hayvanların olduğu bir insan görünümlü grubu oluşturur. Mitoloji, sembolik dille yazılmış antik metinler… Hepsi hayvan başlı insanlar, insan başlı hayvan gövdeleri tasvirleriyle doludur.
Tanrı İnancı Ve İnsan Olma Tercihi
Tanrı var ya da yok. Tanrı yoksa bundan en çok zarar görecek kişi “Tanrı yok” diyen kişidir. Kutsal yasa yok demek “Ben hayvanım ve hayvan gibi yaşamak istiyorum.” demektir. Kendinden daha güçlü bir hayvanla karşılaşana kadar kendisini kandırmaya devam edebilir. Tanrı varsa bundan en fazla fayda sağlayacak kişi “Tanrı var” diyen kişidir. Kutsal yasa var demek “Ben insanım ve insan gibi yaşamak istiyorum” demektir.
Tanrı var diyen birkaç bin insanın bir araya gelmesiyle örnek toplum oluşur. Onlar Tanrı'nın işini insan eliyle yaparlar. Tanrı'nın işi her yerde açık bir gözetmen olmasıdır. Teknolojinin gelişimi bunu kaçınılmaz hale getirecek. Ne yazıyoruz, ne düşünüyoruz, ne yemek yiyoruz, nereye seyahat ediyoruz, amacımız ne?… Tüm bunları kayıt altına alan şeffaf bir dönem okyanusuna dalıyoruz. Bu yüzden fakir ya da zengin olmamız fark etmeksizin tüm iyiliklerimizin ve suçlarımızın teker teker ortaya döküldüğü bir dönem yaşayacağız. Kimsenin masum olmadığı ortaya çıkacak.
Vahşi Hayvan Olduğunu Kabul Etmek Ve Sistem Talebi
Ve kutsal bir insan olmanın ilk adımı, vahşi bir hayvan olduğunu kabul etmekten geçer. Sadece bunu kabul ettikten sonra bir kişi “Beni kameralarla kontrol edin, kötü şeyler yapmama engel olun. Başkalarına zarar veremeyeceğim şekilde benim hayatımı düzenleyin, bunu bedenim istemese bile yerine getirecek bir sistem kurun, hatta bu sistemin inşa edilmesinde beni çalıştırın” diyebilir.
Tanrı'nın onu gördüğü gibi, kişi de Tanrı'yı görseydi hayvan yönünü kontrol altına almaya kendiliğinden istekli olurdu. Öyleyse Tanrı'yı yani kutsal yasayı görünür hale getirmek bu neslin görevidir.

Kutsal Neslin Görevi: Bahaneleri Ortadan Kaldırmak
- Sapıklara da sapık olmayanlara da gıdayı garanti ederiz. Sapıklık bu bahaneyle devam edemez. Çünkü gıdası vardı. Gıdasını temin etmek için sahip olduğu üstün konumdan vazgeçemezdi, iş bağlantıları, saygınlığı buna bağlıydı, en nihayetinde de karnını bu şekilde doyuruyordu… Gibi bir bahanesi olamaz.
- Sapıklara da sapık olmayanlara da güvenli yaşam alanını garanti ederiz. Sapıklık bu bahaneyle de devam edemez. Çünkü güvenle yaşadığı konutu vardı. Güzellik yarışmalarında dereceye girenlere ev ve iş garantisi veriliyordu, bunun için de varlıklı insanları cinsel anlamda memnun etmek gerekiyordu gibi bir bahanesi olamaz.
- Sapıklara da sapık olmayanlara da “komşunu kendin gibi sev” eğitimi veririz. Sapıklık bu bahaneyle de devam edemez. Ailesinden, akrabalarından ya da çevresindeki herhangi birinden küçük yaşta taciz görmüşse büyüdüğünde onun da benzer davranışları sergilemesi normalmiş gibi karşılanmaz. İntikam duygularına yer bırakmayacak şekilde mevcut mağdurlar topluma kazandırılır ve yeni nesil zaten “komşunu kendin gibi sev” eğitiminin kameralarla kontrol altında tutulan yüzde yüz şeffaf mekanlarında büyür. Bana kötülük edildiği için ben de başkalarına kötülük ediyorum gibi bir bahanesi olamaz.
Kutsal nesil her yere kamera yerleştirecek. Bunun korkunç olduğunu düşünenler, bunun tersinin korkunç olduğunu anlayana kadar bunu söylemeye devam edeceğim.
