3NEED.ART
Geri Dön
17 Aralık 2025

Fakirlik Sadece Parasızlık Mıdır, Yoksa Daha Derin Bir Şey Mi?

Fakirlik Nedir?

Fakir demek, bir şeye ihtiyacı olan kişi demektir. Biz bugün sokakta birini para dilenirken gördüğümüzde ya da evinin kirasını ödemekte zorlanan, asgari ücretle çalışan birini gördüğümüzde ona “fakir” diyoruz. Ama fakirliğin çok çeşidi vardır. Şimdi katman katman fakirliği açıklayacağım.

0 — Tanrı
1 — zengin adam
2 — beyaz yakalı üst düzey yönetici
3 — orta sınıf
4 — yoksul

Fakirliğin Katmanları: Aşağıdan Yukarıya Bir Bakış

Aşağıdan yukarıya doğru bu dört grubun fakirlik konularına örnek olarak bakalım.

4. Seviye: Yoksul

Bu kişinin sadece parası değil, hiçbir şeyi yok. Perişan şekilde dolaşıyor. Biri ona ekmek verirse yiyor, vermezse aç ve açıkta kalıyor. Barakalarda, köprü altlarında ya da bazı binaların sundurmalarının altında yaşıyor. Düzenli yemeği ve barınağı yok. Bu kişi yemek ve barınak fakiridir.

3. Seviye: Orta Sınıf

Orta sınıfı, bir şekilde yemeğe ve barınağa düzenli olarak ulaşabilen insan topluluğu olarak tanımlayabiliriz. Bu seviyeye 18–45 yaş arasında olduğu hâlde ebeveynleriyle yaşayan işsiz insanları da koyabilirsiniz. Bu insanlar en temel ihtiyaçlarına çok düşük kalitede de olsa erişebilirler. Uyuyacak bir yatakları, başlarının üzerinde bir çatı ve akşam yemeğinde sıcak bir tas çorbaları vardır. Ama daha fazlası için paraları yoktur. Bu kişiler ikinci seviyenin özlemiyle yanıp tutuşurlar. Bu yüzden iyi bir işe girmek ve beyaz yakalı olmak isterler.

2. Seviye: Beyaz Yakalı Üst Düzey Yöneticiler

Bu seviyede büyük patronların sağ kolu olan insanları görürsünüz. Çoğu zaman, son derece çalışkan ve akıllı insanlardır. Bu niteliklerini satarak iyi bir konutta yaşamayı ve her gün güzel yemekler yemeyi başarırlar. Markalı kıyafetler giyerler ve ikramiye olarak onlara lüks arabalar hediye edilir. Ama yine de onlar da fakirdir. Patrona para kazandırmayı bıraktıkları anda kapının önüne konulacaklarını bilirler. Bu, evlerini ve istedikleri kadar yemek yeme ayrıcalıklarını hemen kaybedecekleri anlamına gelmez. Ama yine de bugüne kadar rekabet edip geçtikleri tüm beyaz yakalı arkadaşlarının gerisine düşmelerine ve üçüncü seviye olan orta sınıfa yaklaşmalarına sebep olur.

İkinci seviye bitmek bilmeyen bir yarıştır. Bu yüzden sürekli depresyona girip kazandıkları parayı bu depresyonu tedavi ettirmek için harcarlar. Yumuşacık yattıkları tertemiz çarşaflı, tüm şehri seyreden rezidanslarında; kendilerinden daha “akıllı” birinin yerlerini alacağı korkusuyla yaşarlar. Nihayetinde ikinci seviyedeki bir beyaz yakalı da huzur fakiridir.

1. Seviye: Zengin Adam

Zengin adamın fiziksel olarak çoğu zaman hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Evi değil, sarayları vardır. Ne isterse satın alabilir. Dünyanın neresine isterse gidebilir. Fakat neden bu dünyada yaşadığını bilemez. Tüm bu tatlı şeyleri bırakıp bir gün bu dünyadan ayrılacağını bilir. Dahası, mirasına konmak isteyen en yakınları bile onun için bir tehdittir. Akbabalar gibi ölmesini bekleyen çok sayıda insanla çevrilidir. O güven fakiridir. Kimseye güvenemedikçe parasını daha da büyütmeye çalışır.

Piramidin Tepesi: Tanrı ve Görünmeyen Katman

Piramidin en başında olan ve bir rakam vermediğimiz Tanrı, bu kademelerin hepsini görünmeyen bir yerden yönetir. Bu kısım kişinin tamamen kendisine kalmış bir anlayıştır. Hangi dine inandığınızın ya da Tanrı’ya inanıp inanmadığınızın hiçbir önemi yoktur. Bu kademelerin görünen kısımlarının görünmeyen bir kısma işaret ettiğini görebilirsiniz.

Tüm fakirlikler, Tanrı dediğimiz her şeyin kaynağı ile bir bağımızın olmamasından, ona olan güven eksikliğimizden gelir. Peki Tanrı’nın sonsuz bolluğunu nasıl alabiliriz? Tanrı kalplerimizdedir; inanmayan insanlarda bile vardır. Belki ona vicdan, merhamet gibi farklı isimler veriyor olabilirsiniz.

Eksikliğin Olduğu Yer

Dünyada en çok hangi katmanda insan varsa, en büyük eksiklik oradadır. Ve Tanrı’nın bu boşluğu doldurması için kanal olmak vazifesiyle Yaradan ile bağ kurulur. Dünyada en büyük nüfusu yoksullar ve orta sınıf oluşturmaktadır.

Bu şu anlama gelir: Piramidin en tepesindeki zengin adamın Yaradana güven duymaya ihtiyacı vardır. Bu piramidin hemen ikinci seviyesinde patron için değil Tanrı için çalışması gereken ama Tanrı yerine patrona hizmet eden beyaz yakalılar bulunur. Bu piramidin üçüncü ve tabana yakın olan seviyesinde daha iyi konutlara ve daha kaliteli yemeğe ihtiyacı olan orta sınıf bulunur. En tabanda ise en büyük bölümü oluşturan yoksullar vardır.

Burayı bir sürü Tanrı parçacığı taşıyan çok sayıda kalp gibi düşünebilirsiniz. Önce yemek yemeleri gerekmektedir. Bu insanlar yoksul insanları temsil eder. Tanrı’dan yemek istemektedirler. Bunun için gizli ya da açıktan yardım dilenirler.

Yoksulları Doyurmak ve Tanrı ile Bağ

Bu sistemde çizimde de gördüğünüze göre büyük çoğunluğun yemeğe ve konuta ihtiyacı vardır. Tanrı ile iletişimde olmanın en önemli ve büyük parçası yoksulların doyurulmasıdır.

Dikkatinizi çekerse burada şundan bahsetmedik: Yoksullar yemeği hak etmekte midir? Neden çalışıp kendi paralarını kazanmıyorlar? Çoğusu eğitimsiz ve bir kitap bile okumamış. Neden onları doyuracakmışız? Yoksullar köprü altlarını, ıssız caddeleri geçilemez hâle getiriyorlar, dünyanın bazı ülkelerinde sürekli çoğalıp güvenlik sorunu yaratmaktan başka hiçbir işe yaramıyorlar. Çok hızlı çoğalıyorlar. Ölmeleri, yaşamalarından daha az üzücü değil mi? Bu kadar acı çeken birçok insanın yaşamasına ne gerek var?

Tüm bu sorular haklı sorulardır. Ve mevcut aklımızla bu zor sorulara cevap vermemiz mümkün değildir. O zaman aklımızı geliştireceğiz. Zincire tekrar dönelim.

Zincirin Onarılması ve Bolluk

Dördüncü seviyedeki yoksulları doyurduğumuzda üçüncü seviyedeki orta sınıfın sayısı artar. Artık üçüncü seviyeye odaklanabiliriz. Üçüncü seviyedeki insanlara güvenli konut ve sağlıklı gıda garanti edildiğinde, onlar da artık ikinci seviyedeki beyaz yakalıların “fiziksel olarak iyi” diyebileceğiniz yaşamına stressiz bir şekilde sahip olurlar.

Bu aşamada artık ikinci seviyedeki beyaz yakalılar, rekabet etmek için bir sebep kalmadığını fark eder ve tüm streslerinden kurtulurlar. Hepsi artık zengin adam kadar kendilerini zengin hisseder. Birinci seviyedeki zengin adam artık herkese güvenebilir. Çünkü etrafındaki kimse artık daha fazlasına sahip olmak için onun kuyusunu kazmıyordur. Bu, bolluk ve bereketin yukarıdan aşağıya kesintisiz şekilde akmasına sebep olur.

Tanrı Nerede?

Tanrı nerede? Neden ona güvenmiyoruz? Onu göremiyoruz. Varsa neden bize yardım etmiyor? Bu soruların tamamının cevabı büyük oranda yoksulları doyurduğumuzda açığa çıkacak bir sonuçtur. Bunu hiç denemediğimiz için “bu gerçek değildir” diyemeyiz. Sadece “bu deneyin sonucunun ne olacağını bilmiyoruz” diyebiliriz.

Ben bu deneyi yapmaya karar verdim. Herkes için sağlıklı gıda, herkes için güvenli konut, “komşunu kendin gibi sev” eğitimi ile hayatın anlamını tüm insanlığa armağan etmek için küçük bir adım attım. Bunun bir kartopuna dönüşmesinin mümkün olduğunu biliyorum.

Çözüm Planı

Yeryüzünü gıda ormanlarıyla kaplayacağız. Bu ormanlarda 3D yazıcılar vasıtasıyla doğal malzemelerden yapılmış konutlar oluşturacağız. Bu güvenli alanda yaşamına devam etmek isteyen herkesi “komşunu kendin gibi sev” eğitim koridorlarından geçireceğiz. Tüm süreci yapay zekâ destekli kameralar vasıtasıyla kontrol edeceğiz.

Adalet Ne Zaman Başlar?

Bu aşamada zengin adam hâlâ parasına para katmak istiyorsa onu suçlayabiliriz. Bu aşamadan sonra köprü altındaki çocuk yine de yolunuzu kesip sizden para istiyorsa onu da cezalandırabilirsiniz. Ama bunu şu an yapamıyoruz. Çünkü gerçek adalet, yalnızca üç temel ihtiyacınızı garanti altına aldığınızda ortaya çıkar.

Artık doğru olanı ve yanlış olanı net bir şekilde bilebilirsiniz. Bir suç işlediğinizde eğer üç temel ihtiyacınız garanti altındaysa işlediğiniz suça hiçbir haklı sebep bulamazsınız.

Ekmek çalmak, evdeki bebeğiniz açsa, çoğu zaman hâkim tarafından cezaya yer bırakmaz. Zengin adam daha fazla kazanmak için ülkesindeki nohudu önce yurt dışına ihraç edip sonra tekrar ülkesine ithal ediyorsa bu kanunen tamamen serbesttir; hâkim bunu da cezalandırmaz. Ama üç temel ihtiyaç garanti altında olsaydı, ekmek çalmak da, nohudu önce ihraç edip sonra ithal etmek de davranış bozukluğu olurdu. Onları toplumdan sonsuza dek uzaklaştırabilirdik.

Sonuç: Işık Nereden Gelir?

“Tanrı’yı ne zaman göreceğiz?” sorusunun cevabı burada. Az önce bahsettiğim zinciri tamir etmemiz gerekiyor. Buna düzeltme denir. Tanrı sadece temiz, düzgün yerlerde görünür.

Fakirler her zaman olacak. Fakat ne kadar bolluk içinde yaşayacağımızı, bu fakirleri ne kadar hızlı doyurduğumuz belirliyor. Yapabildiğiniz kadar insanların karnını doyurun. Onlara hak edip etmemelerine bakmadan yemek verin. Tüm kötülükler çorba kaselerinin boş olmasından, yani Tanrı’nın ışığından uzak kalmaktan gelir.

Bu ışık, yoksul için bir dilim ekmek; zengin adam için güvensizlik şeklinde parlar.

Video İçerik