3NEED.ART
Geri Dön
18 Ocak 2026

Üç Temel İhtiyacı Garanti Altına Almayı Neden Evrensel Bir Din Haline Getirmeliyiz?

Üç Temel İhtiyacın Garanti Altına Alınması Neden Hayati Bir Önem Taşır?

Üç temel ihtiyacın garanti altına alınmasını neden bir din haline getirmeliyiz? Bu konu hayati öneme sahip ve ateist insanların bile "hayır" demeyeceği bir temele dayanıyor. Daha önce insanların, ekonomik olarak farklı katmanlarda olsalar bile fakir hissettikleri bir konunun mutlaka olduğunu anlattığım makalemi 3need.art web sitemde yayınlamıştım. O kısma tekrar dönmeniz, bu konunun önemini anlamak için faydalı olur. Bu bölümde ise olumsuz eleştirileri üzerine çekme ihtimali olan yeni bir din anlayışından bahsetmek istiyorum.

Evrensel Bir Din Anlayışı Ve Ortak İnsani Değerler

Bu yeni din evrensel olacak; her birey nasıl istiyorsa, başkasına zarar vermediği müddetçe öyle ibadet edebilecek ama üst bir kimlik olarak bu evrensel dinin çok basit ama temel kuralına bağlı olacak. Bu dinin tek sevabı, üç temel ihtiyacı tüm insanlık için garanti altına almak adına çalışmak; tek günahı da bunun tersini yapmak olacak. Bunun adına "evrensel din" dediğimize takılmayın; çünkü ister İslam'a bakın, ister Zerdüştlüğe, ister Hristiyanlığa, isterseniz de bir Afrika kıtasının yerel dinine… Hepsinde bu üç temel ihtiyacın toplum huzuru ve barışı için temel şart olduğuna dair yasalar vardır. Ateistler de iyi veya kötü bir insan olmanın kişisel tercih olduğunu düşünebilirler ve iyi bir insan olmak için bir dinin mensubu olmaya ihtiyaç duymayabilirler.

Müslümansanız “Komşusu açken tok yatan bizden değildir,” dersiniz. Hristiyansanız ya da Yahudiyseniz “Komşunu kendin gibi sev,” dersiniz. Farklı dinlerden de sayısız örnek verilebilir. Nihayetinde kalbimizdeki, ne kadar susturmaya çalışsak da konuşmaya devam eden bir ses, bize neyin doğru neyin yanlış olduğunu sürekli fısıldar; “Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma,” der. Bunu evrensel bir din haline getirmek, başarısını en yüksek oranda garanti edeceği için bu kavramı mutlaka bir çapa olarak kullanmalıyız. İster bu konuya kutsallık atfedin, isterseniz de akla ve bilime uygun olduğu için seçin. Ayrıca bunu din olarak isimlendirmek ya da yüce bir yasa olarak kabul etmek tamamen size kalmış.

İnsanlığın Ortak Çatısı Ve Üç Temel Sütun

Buradaki kilit nokta, tüm insanlık için ortak bir "Son Akşam Yemeği" tablosunu sonsuz bir döngüde devam ettirmek; İsa peygamberi asla çarmıha göndermemek, masayı evrensel bir şölen yemeğine çevirmek ve bunu tüm insanlığın doyduğu bir sofra haline getirmektir. Bu metaforları kullanıyorum çünkü istesek de istemesek de bilinçli ya da bilinçdışı bu sanatsal etkiyi binlerce yıldır genlerimizle, düşünce dalgalarımızla, mimari ve yönetim biçimleriyle nesilden nesle taşıyoruz. Bunları insanların elinden alamayız; dahası zaten almamalıyız. Tüm bunlar birer basamak taşı olarak insanlığı aynı platformda; doğru olanın, iyi olanın, bilimsel olanın ve tabii ki tanrısal olanın sütunları önüne sürüklüyor. Tüm teknolojiyi, aklımızı ve insanlık birikimimizi, tüm acı, ıstırap ve savaşların üzerini sevgiyle örtecek bir çatıya ihtiyacımız var. Bu çatı üç sütun üzerinde durur:

  • Herkes için gıda,
  • Herkes için güvenli yaşam alanı,
  • "Komşunu kendin gibi sev" eğitimi dediğimiz manevi ve ana sütun.

Üçüncü sütun hayatın anlamını temsil eder. Bu manevi basamak olmadan ilk ikisini sürdüremeyiz. Bu yüzden, sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapmanın günah olduğu ve komşunu kendin gibi sevmenin de sevap olduğu bir üst dine geçeceğiz. Buna doğru yola dönmek denir.

İnanç Sistemlerinin Vazgeçilmezliği Ve Tasavvuf Kültürü

Dinden vazgeçemeyiz. Bunun en önemli sebebi; inanç denen, gözümüzle göremediğimiz ama varlığından emin olduğumuz meseleyi ne zaman göz ardı etsek, büyük kitlelerin bize saçma ya da yanlış gelen bir şeye inanmayı tercih ettiklerini ya da bir kez onlara zorla kabul ettirilmiş bir dini binlerce yıl sürdürebildiklerini görürüz. Bazı kiliselerde din adamlarının taciz dedikodularına konu olması birkaç Hristiyanın dışında kimseyi İsa’ya inanmaktan vazgeçiremezken; bazı camilerde ayakkabıların çalınması da büyük bir kitleyi Müslümanlıktan döndürmez. Bu yüzden dinler her zaman var olacak. Bunu baştan kabul etmek kişiye zor gelebilir. Her konuda olduğu gibi din konusunu da amaca giden bir araç olarak kullanmak hem akıllı dindarların hem de sıradan insanların alışkanlığıdır. Din bir alışkanlıktır, yaşama biçimidir; eğer üç temel ihtiyacı garanti altına alma konusunu kendi dinimizden ele alırsak, bunun evrensel bir yasa olduğunu ve tüm dinleri kapsadığını hemen görürüz. Hiçbir din temel olarak buna karşı çıkmaz.

Burada tasavvuf olarak bildiğimiz ve hoşgörüyü temel alan bir yapının tarihi belleğimize kayıtlı olması büyük bir avantajdır. Avrupa toplumlarıyla Asya ve Afrika toplumları arasında Türkler vardır. Her milletin özelliğini azar azar taşırız ve bunların üzerine de tasavvuf kültürünü giydiririz. Tüm dünyayı besleyecek gıdayı, tüm dünyayı barındıracak güvenli yaşam alanını ve "komşunu kendin gibi sev" eğitimini yeşertebileceğimiz genç nüfusun Türkiye, Afrika, İran, Suriye gibi coğrafyalarda olduğunu görüyoruz. Zaten Avrupa ve Amerika’ya göç eden kitle de üç temel ihtiyacını garanti altına alabilme umuduyla göç etmektedir. Savaşların içinde barış hareketleri bu coğrafyalarda başlar. Müslümansak Müslüman olmaya, Hristiyansak Hristiyan olmaya, Yahudiysek Yahudi olmaya devam edebiliriz ve bunların üzerine büyük bir şemsiye açıp; tüm dünyayı altına alan yeni bir inanç kültürünü gıda ormanları, herkese açık sofralar ve "komşunu kendin gibi sev" eğitimiyle birleştirebiliriz.

Birlikten Doğan Kuvvet Ve İnsanlığa Bırakılan Miras

Birlikten kuvvet doğar. Spagetti çubuklarını teker teker kırdığınızda çıtır çıtır kırılırlar ama üç paket spagetti çubuğunu aynı anda kırmanız mümkün değildir. Bu yüzden savaşlar gelmeden barış için birlik olmayı öğreneceğiz. En acil görevimiz, üç temel ihtiyacı garanti altına almak. Bunu hangi kültürden geliyorsanız o şekilde süsleyebilirsiniz. Benim metinlerimi alıp atıf yaparak paylaşabilir ya da yapay zeka vasıtasıyla aynı cümleleri farklı kelimelerle ifade edip kendi içeriğinizi de oluşturabilirsiniz.

Bu web sitesindeki ve YouTube kanalımdaki fikirler sadece bana ait değil, insanlığa adadığım mirasımdır. Lütfen kullanın, yayın, ilham alın ve benden önce yapabiliyorsanız bir gıda ormanı başlatın; insanları ziyafet sofralarına davet edin. "Son Akşam Yemeği" tablosu takılmış bir film gibi yirmi dört saat sürsün. Masaların boş kalmamasını ve ilgilenilmemiş, aç tek bir insan kalmayıncaya kadar bu süreci sürdürün. Tüm yeryüzü yiyecek ormanları ile kaplandığında kurt kuzu ile dost olacak ve fakir zenginle aynı yemeği yiyecek. Herkesin birbirini doyurduğu bu sofralar kurulunca Tanrı'yı göreceğiz.