3NEED.ART
13 Nisan 2026

Büyük Projeler, Ön Yargılar Ve Yeni Bir Sözlük: Komşunu Kendin Gibi Sevmek Ne Demektir?

Projeler, İlgisizlik Ve Ön Yargılar

Aklımda pek çok proje var fakat bir gün içinde tüm bunları hakkını vererek yapmak mümkün olmadığından ya erteliyorum ya da bir etkinlik olarak ilan ediyorum. Bu projelerle kimsenin ilgilenmediğini görüyorum. Mesela kadınlar için İngilizce konuşma egzersizi yapabilecekleri bir sanal etkinlik başlatmak istediğimi Instagram sayfamdan duyurdum. Üzerinden neredeyse iki hafta geçti. Bazı kadınlar bu fikri beğeniyor fakat katılmak söz konusu olduğunda kimse bununla ilgilenmiyor. Biliyorsunuz ben eleştiri yapmanın hiçbir işe yaramadığını savunurum. Mutlaka her birinin tüm insanlık için üç temel ihtiyacı garanti altına alacak niteliklerini artırmak üzere çalıştığı konular vardır ve benim "İngilizcemizi geliştirelim" projeme katılmak için vakitleri yoktur.

Ben böyle düşünürken bazı psikolojik rahatsızlıkları olduğunu söyleyen bir kadın bana bir mesaj gönderdi. Bu bir soruydu ve soru şuydu: Hristiyan mısınız? Tahmin ettiğiniz gibi hiç şaşırmadım. Sosyal medyada bir şey paylaştığımızda görsel ne ise ona göre ön yargıda bulunmak normaldir. İlk defa karşılaştığımız insanları beynimiz dış görünüşüne göre sınıflandırır. Benim illüstrasyonlarımın bazıları da çok ünlü İsa fresklerinden esinlenilmiş olduğundan İsa figürünü gören insanlar benim Hristiyanlığı yaymaya çalıştığımı zannediyorlar. İsa resmi çizen insanlar Hristiyandır gibi yaygın bir anlayış var sanırım.

Bunu bir kenara bırakıyorum çünkü henüz ne yapmaya çalıştığımı neden bu paylaşımları yaptığımı anlamamış insanlar olması son derece normal. Üstelik ben de kolay şeyleri yapmayı zor şeyleri düşünmek için zaman ayırmaktan daha eğlenceli buluyorum.

"Komşunu Kendin Gibi Sev" Evrensel Sözlüğü Projesi

Neyse! Bir diğer proje de sözlükteki tüm kelimeleri 3 temel ihtiyaç perspektifinden yeniden tanımlamaktı ve böylece bir “komşunu kendin gibi sev” evrensel sözlüğü oluşturmaktı. Bu çok büyük bir proje ve resim çizip boyarken, tarihi olaylarla bu resimleri uygun şekilde bir araya getirip reel videoları hazırlarken bu sözlüğü yazmak da benim gibi tembellik etmeyi seven birine ağır geldi. Bu sözlük meselesini çok önemsiyorum çünkü şimdiye kadar yapılmamış bir çalışma olarak kim yaparsa onu tarihe geçireceğini düşünüyorum. Birkaç kelime için yapay zekayı kullanarak 3 temel ihtiyaç perspektifinden bazı kelimeleri tanımladım fakat bu adı üstünde çok yapay oldu. İllüstrasyonlarımı yapay zeka vasıtasıyla animasyonlara dönüştürmeyi seviyorum ama metinleri ne zaman yapay zekaya yazdırsam bir şeyler içime sinmiyor. Gerçekten yapay oluyor. Belki ilerde bu koşul değişir, belki ben daha iyi promptlar yazmayı öğrenirim ama şimdilik böyle.

Tekrar konuya dönecek olursak “komşunu kendin gibi sev” sözlüğü yazmak tek başına benim yapabileceğim bir iş gibi durmuyor. Belki yaşamımın ancak birkaç yılını bu işe ayırırsam orta kalınlıkta bir sözlüğü tamamlayabilirim. Benim hangi dinden olduğumu merak etmeyen, herhangi bir psikolojik rahatsızlığı olmayan, düşünmesini engelleyecek, bağımlılık yapan herhangi bir ilaç, madde kullanmayan kadınlara bu projede beraber çalışmayı teklif ediyorum.

Sözlük Nasıl Hazırlanacak? Bir Örnek: "Masa"

Çalışma şöyle olacak:

Collins ya da Oxford English Dictionary gibi kalın bir sözlüğü referans olarak alacağız ve tek tek tüm kelimeleri 3 temel ihtiyaç perspektifinden yeniden tanımlayacağız. Her bir kelime için örnek cümle yazacağız ki insanlar ortak bir değer algısından kaçamıyor hale gelsinler. Diyelim ki sözlükte “masa” kelimesine geldi sıra tanımı şöyle olabilir:

Masa: İnsanların etrafında tüm insanlığa gıda, güvenli barınak ve “komşunu kendin gibi sev” eğitimini garanti etmek için bir araya geldiği ayaklı satıh. Örnek cümle: Üç temel ihtiyacı tüm insanlığa garanti edecek projeler bu masada konuşuldu.

Projenin büyüklüğünü düşünebiliyor musunuz? Böyle bir sözlüğü oluşturmanın yaratacağı evrensel değerler merceğinin odağına toplanacak enerjiyi hesap edebiliyor musunuz? Bunu tek başıma tüm sözlük için yapmam mümkün değil. Bu yüzden bir ekip oluşturmam gerekiyor. Bu ekibi bir arada tutacak bir çalışma ortamı da oluşturmam gerekiyor. Gecesini gündüzüne katarak kelimeleri tanımlayıp en uygun örnek cümleyi kurgulayacak insanlara ve bu insanların çalışırken içeceği tonlarca çayı demleyecek insanları bulmam gerekiyor. Bu konuyla kim ilgileniyorsa bana ulaşsın. Üniversitelerde, düşünce atölyelerinde, düzenli konferans ve ders verilen topluluklarda bu çalışmanın başlatılabileceğini düşünüyorum.

Bu büyük sözlük çalışmasını hangi dilde başlattığımızın bir önemi yok. İster Türkçe ister İngilizce hazırlayalım fark etmez. İşte yapay zeka teknolojisini bu aşamada kullanabiliriz. Sözlükteki kelimeleri üç temel ihtiyaç perspektifinden tanımlarız ve örnek cümleleriyle birlikte başka dillere çevirmesi için yapay zekaya veririz. Teknoloji ve insan işbirliği ile tüm insanlığı bir üst seviyeye çıkarak evrensel bir kaynağa sahip oluruz. Ben bir Türk kadını olarak bu sözlüğün benim toplumumda hazırlanmasından benim ülkemin insanları tarafından yapılmasından gurur duyarım. Umarım öyle olur ama hangi ulustan insanlar bunu yaparsa, tüm insanlık onlara minnettar olacaktır. Komşunu kendin gibi sev sözlüğünden daha sonra tekrar bahsedeceğim. Bu projenin burada açıklanması bile mevcut sözlüklere ve kelimelere bakış açınızı değiştirmeye yetti diye düşünüyorum ve bu konudaki her türlü desteğinizi ilgi ve merakla bekliyorum.

Boyama Kitabı Ve Sandalyenin Düşündürdükleri

Mevcut çalışmamıza devam edelim. Bu bölümde size 3need.art web sitesinden ücretsiz olarak indirebileceğiniz boyama kitabımdan bir sayfayı göstermek istiyorum. Rahat köşeler isimli boyama kitabı benim ilk boyama kitabım ve eğer siz de benim gibi zaten önceden çizilmiş resimleri boyamayı seviyorsanız tam size göre. Bir kısmını boyadım ve daha sonra devam edeceğim ama konusu gelmişken sizlerle paylaşmak istedim. Konu illüstrasyonda da gördüğünüz kırmızı sandalye. Daha doğrusu sandalyenin tarihi. Orta Çağa kadar sandalyelerde sadece krallar, firavunlar ya da yüksek rütbeli din adamları otururmuş, diğer insanlar sırt kısmı olmayan taburelere, basit malzemelerden yapılmış banklara ya da doğrudan zemine oturarak yaşamışlar. Yani önemli biri değilseniz sırtınızı yaslayarak oturmaya da hakkınız yokmuş.

Komşunu kendin gibi sev kutsal yasasına göre davransaydık nasıl olurdu? Bu durumda kutsal metinler devreye giriyor ve tüm inanç sistemlerinde ortak olan kendin için istediğin iyi şeyleri diğer insanlar için de isteme koşulu ortaya çıkıyor. “Tek bir yastığın varsa onu kölene ver ve kendin yerde yat” ya da “Tek bir sandalyen varsa onu misafirine ver ve kendin yerde otur…” gibi sözler toplumda bilge, ermiş, ya da Allah'ın sevgili kulu olarak bilinen insanlar tarafından söylenmeye başlıyor. Bugün bile hangi sandalyede oturduğumuz sosyal bir statü göstergesi olarak kabul edildiğine göre kendimizi bu konuda nasıl düzeltebileceğimize bakalım.

Yemek masası takımını bozup fazla sayıdaki sandalyeleri komşularımıza dağıtmaktan bahsetmiyorum. Zaten Orta Çağ'dan bu yana yol kat ettiğimiz ender konulardan biri artık neredeyse hepimizin evinde birden fazla konforlu sandalye olması. Sandalye burada bir metafor. Önemli olan “komşunu kendin gibi sev” evrensel yasasına uymak için sandalyeyi nasıl kullanacağımız. Gerçekten diğer insanların da güzel sandalyelerde oturmasını istiyor muyuz yoksa en kıdemli sandalyede sadece biz mi oturmak istiyoruz? Bizim sandalyemiz yumuşacık olsun ama diğerleri sırtlarını bile yaslayamayacakları tabureler de mi otursun istiyoruz? Diğer insanlar da yumuşak bir sandalye alabilecek kadar para kazanmayı bilmiyorlarsa ne yapabilirim, para kazanmayı bilmeyenlerin rahat oturmaya da hakkı yok diye mi düşünüyorum?

Gerçek İnsan Olmak Ve Temel İhtiyaçları Garanti Etmek

Bu sadece basit bir sandalye gibi görünüyor ama kökleri çok derin bir düşünceyi tetikliyor. Temel ihtiyaçlar nelerdir? Yumuşak, konforlu bir sandalyede oturmayı hak etmek için ne yapmamız gerekir? Komşunu kendin gibi sev yasasına göre, gıda ve güvenli konut tüm insanlar için garanti altına alınmalıdır. Bu garanti altına alma işinin kendisi hayatın anlamıdır. Sadece kendimiz için yaptığımızda gerçek bir insan gibi bu dünyada yaşamıyoruz. Bir çeşit canavara dönüşüyoruz. Belki her gün kebap yiyoruz ama bir canavar gibi.

Bizi gerçek bir insan yapan tek bir davranış var, o da diğer tüm insanların da en az kendimiz gibi iyi beslenmesini, iyi şartlarda barınmasını sağlamak için çalışmak. Komşunu kendin gibi sev demek, onların da karnının doymasını ve güvenli bir konutta yaşamasını garanti altına almak demektir. Bunu isteyerek yapmayacağımız da kesin. İnsan demek zaten budur, yani bedenini kontrol edebilen, irade geliştirebilen, anlık isteklerini yönetebilen demektir. O anda canı nasıl isterse öyle davranan varlıklara hayvan denir, acıkınca yer, uykusu gelince uyur, tuvaleti gelince bulduğu yere dışkılar. İnsanın farkı bu ihtiyaçların diğerleri için de bir ihtiyaç olduğunu ve bu konforu onlara da sağlamanın bu konforun içinde yaşamaya hak kazandıran tek davranış olduğunu kabul etmesidir.

Peki ne yapalım, şimdi şu an ne yapabiliriz sorusu aklınıza geliyorsa, zaten benim makalelerim amacına ulaşmış demektir. Bir kez bunu düşünmeye başladığınızda artık eski siz olmayacaksınız. Öyle basit ve uygulaması o kadar zor bir yasa sadece bir grup insanı ilgilendirir. Sayılarının az olması son derece normal. Yapabilecekleri tek şey ortak bir çalışma programı uygulamak. Düşünsenize sandalyenin tüm evlere girmesi bile Orta Çağ'dan bu yana ancak gerçekleşti. Tüm insanlığın “komşunu kendin gibi sev yasası”na uyması için zaten çok daha uzun bir zamana ihtiyaç olduğunu biliyoruz.

Bu programı oluşturmaya çalışırken aklıma pek çok proje geliyor. Bunlardan bir tanesi de boyama kitaplarını sayfa sayfa beraberce boyayacağımız sanal ya da fiziksel atölyeler kurmak. Bu atölyelerde sadece boyama değil “komşunu kendin gibi sev” evrensel yasasını tartışmak, incelemek ve bir kez daha gıda ve konutun garanti altına alınması çerçevesinden tanımlamak.