Kültürel Çatışmalar Arasında Sıkışan Elanaz İçin Bir Çıkış Yolu Var Mı?
İki Kültür Arasında Sıkışan Bir Hayat Hikayesi
Bu bölümde size Elanaz’dan bahsetmek istiyorum. Elanaz 24 yaşında ve Hollanda’da yaşayan Türk bir ailenin kızı. Hollanda’da doğdu ve büyüdü. Annesi Hollandaca bilmediği için okula gittiğinde yeni dili öğrenmesi çok zor oldu. Bu yüzden iki yıl geride kaldı. Bu durum onu sınıfındaki arkadaşlarından hem yaşça büyük hem de bilgi açısından geri bıraktı. Arkadaşları gibi giyinmesine, konuşmasına ve gezmesine izin verilmedi. Çünkü kültürel olarak Hollandalı olmak ve Türk olmak birbirinden çok farklıydı; özellikle de kız çocukları için.
Ev Ve Okul Arasındaki Derin Uçurum
Annesi şalvar giyiyordu ama okul arkadaşlarının anneleri kot pantolon giyiyordu; annesi başörtüsü takıyordu ama sınıf arkadaşlarının anneleri saçlarına fön çektiriyordu; annesine göre makyaj yapmak günahtı ama Elanaz’ın sınıf arkadaşları makyaj yapıyordu; ailesi için domuz eti pisti, yenmezdi ama arkadaşları domuz etli sandviç yiyorlardı; diğer kızların erkek arkadaşı vardı ama Elanaz bunu aklından bile geçiremezdi—çünkü bir erkek arkadaş edinirse babası onu öldürebilirdi. Elanaz’ın annesi Hollandaca bilmediği için hastaneye, bankaya ya da alışverişe annesiyle gitmek ve gerektiği yerde çevirmenlik yapmak zorundaydı.
Okul Hayatının Sonu Ve Toplumsal Baskılar
Okul hayatına daha fazla devam edemedi çünkü ergenlik dönemine girdikten sonra kültür farklılıkları onu daha da fazla etkiledi. Okuldaki yüzme dersleri için mayo giymek gerekiyordu ama Elanaz için hem arkadaşlarının gözüne hoş görünecek hem de ailesinin ahlaklı bulacağı bir seçenek yoktu. Bol bir haşema giydiğinde sınıf arkadaşları da öğretmenleri de ona garip bakıyordu. Arkadaşlarının gururla sergilediği yuvarlak vücut hatları onun için utanç vericiydi; bu yüzden üzerine hep birkaç beden büyük tişörtler ve pantolonlar giyiyordu.
Eğitimden Kopuş Ve Aile Beklentileri
Kimse onunla konuşmuyordu. Okul başarısı da düşüktü, bu yüzden okuldan ayrılmaya karar verdi. Annesi ve babası da hayır demediler çünkü artık 15 yaşındaydı; göçmen Türk aileleri için 15 yaşındaki bir kız artık evlenebilirdi, okula gitmemesi daha iyi olurdu. Hatta okula daha fazla giderse ahlakı bozulabilirdi. Elanaz okulu bıraktığında kendini çok mutlu hissetti. Artık ders çalışmak, sınavları geçmek ya da arkadaşlarının ve öğretmenlerinin dik bakışlarına maruz kalmak zorunda değildi.
Ailesinin beklentisi şuydu: Akrabalarından oğlu olan biri kızlarını eş olarak ister ve böylece Elanaz’ı evlendirirler; düğünde davullar zurnalar çalar, Elanaz’a altın bilezikler takılır, türküler söylenir, düğün pilavı yenir; Elanaz en az üç çocuk doğurur ve onlar da torunlarını severlerdi.
Gerçekleşmeyen Hayaller Ve Cinsiyet Ayrımcılığı
Ama öyle olmadı. Elanaz bugün 27 yaşında ve onu bir eş olarak akrabalarının ya da Türkiye’deki gençlerin gözünde cazip yapan tek özelliği Hollanda vatandaşı olması. Ancak bu bile yeterli olmamış olacak ki 12 yıldır beyaz atlı prensini bekliyor. Ne bir mesleği ne de bir güvencesi var; Hollanda vatandaşı olmaktan gelen avantajların dışında hiçbir şeye sahip değil. Üstelik evde annesiyle oturup Türkçe dedikodu yapmaktan Hollandacası da gittikçe geriliyor.
Hiç erkek arkadaşı olmadı; evlenmeden birinin elini tutmak ya da ona aşık olmak zaten hem günah hem de ahlaksızca olduğu için bunu sadece hayal etti ama kimseye söylemedi. Kendinden küçük iki erkek kardeşi ise tam tersine her gün farklı kızlarla geziyor; hatta bu kızları bazen eve getiriyor. Babaları bu delikanlılarla gurur duyuyor. Genç erkekler gece geç saatlere kadar arkadaşlarıyla gezebiliyor ve doğal olarak Hollandacayı ana dilleri gibi konuşabiliyorlar. Çünkü onlar erkek ve Elanaz’ın yapması ayıp olan her şey onlar için serbest.
Özgürlük Önündeki Görünmez Engeller
Peki 24 yaşında ve aslında özgürce karar verebilecek yaştaki genç bir kadının önünde ne engel var? Görünüşte hiçbir engel yok. İsterse kendi hayatını kurabilir. İsterse evlenebilir ya da bir işe girip çalışabilir; yeni arkadaşlar edinip kendini dönüştürebilir. Fakat yapamıyor. Elanaz ne istediğini bile bilmiyor.
Elanaz’ın yaşadıklarını hiç yaşamamış olabilirsiniz. Yapabileceğiniz her şeyi biliyor ama parmağınızı kıpırdatacak güç bulamıyorsanız yalnız değilsiniz. 16–35 yaş arasındaki kadınların çoğu bu durumda. Ne çalışabiliyor, ne istediği gibi yaşayabiliyor, ne de tam olarak ne istediğini biliyor. Hollandalıysa hangi ruj renginin kendisine yakışacağını, Türkse hangi renk başörtüsünün kendisine yakışacağını düşünüyor. Bir an sonra ne giyerse iş görüşmesinde başarılı olacağını Google'dan aratıyor.
Güvenli Bir Gelecek İçin Odaklanılması Gerekenler
Bugün Elanaz’ın neye odaklanması gerektiğini ve bu yaş aralığında aklı karışık bir kadınsanız sizin de neye odaklanmanız gerektiğini söyleyeceğim. Her şeyden önce güven duymaya ihtiyacınız var. Bunu şu anda bulamıyorsunuz. Güven duymak demek: Alacakaranlıkta yolda yürürken birkaç metre arkanızdan yürüyen adamın sizi taciz etmeyeceğini bilmektir. Aylık faturalarınızın çoktan ödenmiş olması ve gelecekteki tüm faturaların da ödeneceğinden emin olmaktır. Eve gittiğinizde buzdolabında leziz bir dilim kekin sizi beklediğini bilmektir. Kapınızı kilitlemeyi unutsanız bile kimsenin evinize girmeye çalışmayacağını bilmektir. Üç temel ihtiyacınızın garanti altında olmasıdır.
Üç Temel İhtiyacın Karşılanması
1 — Gıda: Elanaz’ın da sizin de sağlıklı gıda ile ömür boyu beslenmeye ihtiyacınız var. Bunun için tüm park ve peyzaj alanlarında çam ağacı ve çim yerine elma ağacı, kayısı ve yenebilir sebze bostanları oluşturacağız.
2 — Herkes için güvenli konut: Elanaz 27 yaşına geldiği halde, kendi evinde yaşamak istese bile yapamıyor. Siz de evli olsanız da olmasanız da kendinize ait güvenli bir yaşam alanına ihtiyaç duyuyorsunuz. Bu, her yerde kameraların olması demektir. Kameralarla 7/24 denetlenen ve gıda ormanları ile entegre edilmiş 3D yazıcılar tarafından yapılacak güvenli ve doğal konutlar bugünün teknolojisiyle mümkündür, yapacağız.
3 — “Komşunu kendin gibi sev” eğitimi: Elanaz’ın da ailesinin de, sizin de ilk iki ihtiyacın sürdürülebilir olması için bu eğitime ekmek gibi, su gibi ihtiyacı var. Bu eğitimi bir dizi simülasyonu içeren bir koridor şeklinde dizayn edileceğiz. Bu koridordan bizim neslimizi ve sonraki nesli aşama aşama geçireceğiz. Daha önce bu koridordan detaylı şekilde bahsettiğim için bundan sonraki konuşma metinlerimde atıfta bulunarak devam edeceğim.
Geleceği Teknoloji Ve Adaletle İnşa Etmek
Neden her yerde kameraların olmasını, robot teknolojisini ve yapay zekayı desteklediğimi anlattığım konuşmalarıma göz atın. Burada yaptığım şey şu: odağımızı netleştirmek. Sorunları bireyleri teker teker cezalandırarak ya da ödüllendirerek çözemediğimiz binlerce yılı zaten geçirdik. Benim iddiam şu: Eğer herkese üç temel ihtiyacının yerine getirileceğini garanti edersek, işte o zaman bir kişiyi gerçekten suçlu ya da haklı olarak tanımlayabiliriz.
Mevcut sistemde yalan söylemek, başkasına ait şeyleri hile ile ya da zorla elinden almak, psikolojik ya da fiziksel baskı yapmak, kültürel olarak dışlamak, dini olarak cehennemlik ilan etmek için sonsuz bahanemiz var. Ama üç temel ihtiyacı yerine getirilen ve garanti altında olan biri, neden kızına kültürel ya da dini nedenlerle baskı yapsın? Neden oğullarının gezdiği kızların da başka bir babanın kızı olduğunu unutsun? Unutamaz, çünkü “komşunu kendin gibi sev” eğitiminden geçmiş bir baba, kızı için hangi kutsal değerleri benimsiyorsa, diğer babaların kızları için de aynı şeyi benimsemesi gerektiğini bilir.
Üç temel ihtiyacı karşılanmış bir Elanaz ve annesi neden erkenden evlensinler, onları kurtaracak bir koca beklesinler? Beklemezler. Çünkü zaten isterlerse tek başına da yaşayabilecekleri, istedikleri kadar sosyalleşebilecekleri, 7/24 kameralarla güvenlikleri sağlanan, güvenli ve yiyecek ormanları ile çevrili konutlarında huzurla yaşıyor olurlar. Elanaz’ın arkadaşları onu dil bilmediği için ya da makyaj yapmadığı için dışlarlar mıydı? Hayır. Dil farklılıkları ya da para ile satın alınabilen nesnelerin yarattığı ayrıcalık veya üstünlükler, yapay zekâ destekli “komşunu kendin gibi sev” eğitim koridorlarında yok olurdu.