Ne İçin?" Öğreniyoruz: İnsanlığın Evrensel Mücadelesi Ve Üç Temel İhtiyaç
Her Şeyin Arkasındaki Temel İçgüdü
Öncelikle okumak, araştırmak ya da yeni bir dil öğrenmek zengin bir aileden gelmenizi, elit olmanızı ya da dünyanın her yerini dolaşmış olmanızı gerektirmez. Zaten bir dilin her kelimesini bilmenize de gerek yoktur. Dahası, amacınız doğrultusunda kullanamayacağınız veya o anda ihtiyaç duymadığınız herhangi bir bilgiyi öğrenmek için özel bir çaba sarf etmek anlamsızdır. Her şeyi öğrenmek gerekir ama "ne için?" sorusunun cevabı diğer her şeyden daha önemlidir.
Amaç, tüm insanlık için gıda, güvenli barınak ve "komşunu kendin gibi sev" eğitiminin garanti altına alınmasıdır. Tüm uygarlıklar, tarihteki savaşlar, iktidar mücadeleleri, kabileler, cemaatler, dinler, ırksal gruplar, futbol takımları, okullar… Yani aklınıza gelebilecek tüm insan topluluklarının arkasında bu üç temel ihtiyacın garanti altına alınması için yatan temel bir içgüdü vardır. İnsan bunu arar; gün boyunca ne yiyeceğinin ve ne zaman huzur içinde uyuyacağının hazırlığını arka planda yapar. Bunu sürdürmek için işe gider, birilerinin kölesi olur ya da birilerini kendisinin bu temel ihtiyaçlarını karşılaması için organize eder ve çalıştırır.
Bunları güvence altına almak için savunma sanayisini geliştirir. Siyasi partiler kurar ve aklınıza gelen veya gelmeyen her işi, bu üç temel ihtiyacı kendisi için garanti altına almak amacıyla yapar. Hatta bu üç temel ihtiyacın riske girmesi durumunda yaşamak o kadar onur kırıcı hale gelir ki intihar eden, savaşlara asker olarak katılan, kendi ülkesinin parasını çalıp saklayan, iktidarı ele geçirmek için kardeşini daha çocukken öldüren liderler, kardeş katliyle ilgili Osmanlı'daki Nizam-ı Alem uygulamalarına da bakabilirsiniz, sultanlar ve sıradan insanlar ortaya çıkar.
Değişmeyen Gerçeği Kullanışlı Hale Getirmek
İsteseniz de istemeseniz de zaten yaşamınız boyunca bu üç temel ihtiyaç için çalışıyorsunuz; kim olursanız olun bu gerçek değişmiyor. Öyleyse bu işi hepimiz için kullanışlı hale getirmenin bir yolunu bulmalıyız. Değişmeyecek bir gerçek için, değişen düşüncelerin ve uğraşların tuzağına düşmeye gerek yok.
Dünyada internetin yaygın dili İngilizce: Bu durumda İngilizce okuduğumuzu anlamak önemlidir.
Dünyada ekonomi silah ticareti, fuhuş ve kumar etrafında toplanır: Bu durumda bu işleri kontrol etmeyi ve doğru şekilde dönüştürmeyi öğrenmek önemlidir. Gözlerimiz hizmet sektörünü ve teknolojik gelişmeleri görür ama tüm bu gelişmeler önce savunma ve silah sanayi için geliştirilmiştir. Uçaklar öncelikle düşmanları bombalamak için yapılır ve sonra insan taşımak için de kullanılır. Asıl amacı düşmanları uzaktan öldürebilmektir. Tüm hava yolları bulundukları ülkelerde olağanüstü durumlarda anında birer askeri üsse dönüşmek üzere tasarlanmıştır.
Dünyada güçlüler zayıfı ezer ve haklarını gasp eder, aslanlar da ceylanları kovalar ve yer: Bu durumda kaba gücün yerini alabilecek bir alternatifi, zayıf olana da yer verecek biçime evirmenin bir yolunu bulmak önemlidir.
Alternatif Bir Yaşam Biçimi: Komşunu Kendin Gibi Sev
İnsanlık ölmeyi ve öldürmeyi biliyor; diğerinin elinden gıdasını ve güvenli konutunu alıp kendisi lüks konutlarda yaşamayı, silah satmayı, orduları yönetmeyi biliyor. Binlerce yıldır bildiğimiz şeyleri tekrar tekrar yapıyoruz. Bir sonraki nesil için alternatif bir yaşam biçimini keşfetmenin vakti geldi. Üç temel ihtiyacı birbirimize garanti etmenin şık bir yolunu bulmamız gerekecek. Bunun için donanımlı hale gelmemiz gerekecek.
Dinlerin üstünde bir din, dillerin üstünde bir dil ihtiyacı daha önce hiç olmadığı kadar üzerimizde baskı yaratacak. Ayrılarak, bölünerek ölmek yerine; birleşerek, bütünleşerek yaşamayı öğreneceğiz. Bunu ancak ortak ihtiyaçlara odaklanarak yapabiliriz. İranlının da bir Amerikalının da gıdaya ihtiyacı vardır. Sultanların da sıradan hizmetçilerin de güvenli bir konuta ihtiyacı vardır. Bizler bu ihtiyaçları birbirimize ancak "komşunu kendin gibi sev" ilkesini temel alan evrensel bir inanç sistemi ile garanti edebiliriz.
Çocuklarımıza öğreteceğimiz en önemli yaşam deneyimi, "komşunu kendin gibi sev" yasasının uygulamasıdır. Eğer çocuklarımızın hayatta kalmasını istiyorsak, binlerce yıldır bizim yaptığımız gibi savaşlar, ihanetler, kıtlıklar ve aldatmacalardan geçmelerini istemiyorsak, kısıtlı ömürlerimizi adayacağımız tek bir amaç var: Tanrı'nın ya da doğanın, insanı bir canavar olmaktan kutsal bir varlığa dönüştürecek yasasına tutunmak; yani "komşunu kendin gibi sev". Kendi karnını doyurmak istediğin gibi komşunu da doyur; nasıl temiz ve yumuşak bir yatakta, huzur dolu bir evde uyumak istiyorsan komşuna da aynı güvenli konut hakkını tanı. Önce biz yetişkinlerin, daha sonra da çocuklarımızın özümseyeceği tek yasa, "komşunu kendin gibi sev" yasasıdır.
Devlet Kavramı: Suçlamaların Ötesinde Gerçek İşlevi Nedir?
Sık sık "devlet"in tanımının yeniden yapılması gerektiğinden farklı şekillerde bahsediyorum. Öncelikle devlet olmak, devletin olması ve kurallara bağlı bir yaşam biçimi kötü bir şey değildir. Yolsuzluklar, savaşlar, adam kayırma gibi dönemsel yönetimlerin inisiyatifinde olan uygulamalar geçicidir. Devlet, bir grup insanın belli kurallar çerçevesinde gıdamızı ve güvenli konutlarımızı sürdürmek için "komşularımızı kendimiz gibi sevmeye" dayanan bir eğitim sistemi üzerinde "bir arada yaşayacağız" kararını vermesiyle doğal olarak meydana gelir. Daha sonra kurum ve kuruluşlar organize olarak, bu üç temel ihtiyacı sürdürülebilir hale getirmek için iş birliği içinde çalışırlar.
Devleti bu şekilde tanımladığımızda onun için çalışmak, ona vergi vermek ve onun için değerli zamanımızın büyük bir bölümünü harcamak zor olmaz. Devletin kuruluşunun ana amacı bozulduğunda, devlet kavramına bir zarar gelmesine halk asla izin vermez. Devlet kavramı ile bozulmuş yapıları en bilgisiz insan bile kolayca ayırır.
İnsan doğrunun ve yanlışın ne olduğunu doğuştan bilir. Yaşamak için yemeğe ve uygun bir barınağa ihtiyacı olduğunu reddedecek tek bir insan bile yoktur. Bunun ancak insanlar arasındaki "komşunu kendin gibi sev" temeline dayalı bir organizasyonla mümkün olduğunu da anlar. Bu sebeplerle ilişkiler geliştirir, networkler oluşturur ve bu alanda daha iyisine sahip olmak, diğerlerini geçmek için yönetimlere talip olur.
Savaşlardan sadece tek bir kavram galip çıkar: Devlet! Devlet; geride kalanların gıda ve güvenli barınak garantisini verecek, denetleyecek, gerekirse iştirak edecek tek güçtür. Binlerce kez yenilse bile bir kez daha ayağa kalkar, şekil değiştirir, çağa uyarlanır; devlet, "komşunu kendin gibi sev" kutsal yasasının yeryüzündeki kaba göre şekil alan hamurudur. Bu yüzden bir kişi, suçlamalara maruz kalacağı bir iş yapmak için hep onun arkasına saklanır. Devletin kanunlarını kendine göre uyarlar, devletin garanti getirdiği alanlara tüner ve devlete olan güveni sonuna kadar kötüye kullanırken, artık kendini devlet zannetmeye başlar. Bu istisnasız tüm coğrafyalarda az ya da çok yaşanmaktadır.
Eğitim Ve Devlet: Rekabet Yerine Birlik
Çocuklarınıza ne öğretiyorsunuz? Dünyada mevcut eğitim sistemlerinin büyük bir kısmında: Arkadaşından daha iyi not al, sınavları geç, matematik problemlerini en hızlı sen çöz, özel kurslara git, rekabet et… gibi davranışlar öğretiliyor.
Yahudiler tarih boyunca baskın yönetimler altında akademiye alınmadıkları için kendi "yeşiva" dedikleri okullarını kurmak zorunda kalmışlar ve birbirlerine yardım etmeyi öğrenmişlerdir. Dışlanmanın yanı sıra bu okulların en başından beri teolojik bir disiplin ve inançlarını korumak için kurulduğunu söyleyelim ama zaten bu konu da üç temel ihtiyaçtan ayrı tutulamaz. Din, üç temel ihtiyacın devletin elinin ermediği gözünün görmediği yerde Tanrı'nın gözü var diyerek korunması için kullanılabilecek argümanlardan, mitlerden, sözlü ve geleneksel kurallardan oluşur zaten. Amacı da aynı kurallara bu ihtiyaçları birbirine garanti etsin diye uygulayan insanları bir arada tutmaktır. Birbirlerine yardım etmeyi öğrenen toplumlar, tüm engellemelere rağmen ilerleyiş gösterir. Yahudiler için de öyle oldu. Coğrafyaya bağlı bir devlet değilken bile aralarındaki kuvvetli bağ, iş alanında bir networke dönüştü; birbirlerine yabancı dil öğrettiler, birbirlerinden alışveriş yaptılar, farklı kültürlerin içinde hem kendi kültürlerini hem de içinde oldukları kültürü hayatta kalmak için sürdürdüler. Bu, sadece bir örnek. Eğer aynı dayanışma ve birlik ruhunun tüm dünyada uygulanması mümkün olsaydı nasıl olurdu?
Tahminim o ki yeni nesil, tam da Yahudilerin zamanında yaşadığı baskıyı kendi üzerinde hissedecek. Almanya'da bir Yahudi nasıl üniversiteye kabul edilmediyse, bugünün başarılı, kitap okumuş, dil bilen gençleri de üniversitelere ve liyakat gerektiren pozisyonlara alınmıyor. Tüm dünyada liyakatten önce kimi tanıdığınız önemli hale gelmiş durumda. Kimi tanıdığınız ise tamamen ne kadar paranız olduğuna; maalesef para da silah ticareti, fuhuş, uyuşturucu ve kumar gibi bencil arzuların ne kadar kötüye kullanıldığı ile bağlantılı.
İdeal devlet, yönetimi altında bulunan tüm çocukların "komşunu kendin gibi sev" eğitimini uygulamalı olarak sürdürür. Türkler ideal devlet kurma konusunda neredeyse uzmandır. Bilge Kağan'ın Orhun Yazıtları'ndaki şu sözleri çok çarpıcıdır:
"Gündüz oturmadım, gece uyumadım... Aç milleti doyurdum, çıplak milleti giydirdim. Fakir milleti zengin kıldım, az milleti çok kıldım."
Bu konuya daha sonra devam edeceğiz.



