3NEED.ART
12 Mart 2026

Napolyon, Constant'ın Karısı Ve Çalınan Servet: Bizi Gerçekte Kim Yönetiyor?

Asil Bir Hizmetkar: Marchand Ve Napolyon'un Sürgün Günleri

Napolyon Bonapart tüm dünyayı iki kez fethetmeye çalıştı ve her ikisinde de başarısız oldu. Elba adasına sürgüne gönderildi ve ilkinde adadan kaçtı. Marchand adında, aynı zamanda (bu esnada) en iyi arkadaşı olan bir hizmetkarı vardı. Tüm süreç boyunca Napolyon Bonapart'ın yanındaydı. Her iki sürgüne de birlikte gittiler.

İngiltere onun Napolyon'la kalmasına neden izin verdi? Şöyle düşündüler: "Biz, İngiliz İmparatorluğu olarak, asil bir milletiz." Asil İngilizler bir generalin temizlik yapmak, çamaşır katlamak veya yerleri süpürmek gibi temel ev işlerini yapmasına izin vermezler. Bu değersiz görevler değersiz hizmetkarlar tarafından yapılmalıdır. Onların gözünde Marchand değersiz bir hizmetkardı ve buna uygun olarak Napolyon Bonapart ile kalmasına izin verdiler.

Bu, Marchand için normaldi. Napolyon'un ayaklarını yıkadı ve çarşaflarını değiştirdi. Onunla bir psikolog, bir kardeş, bir arkadaş ve bir hizmetçi gibi konuştu.

İmparator Olmanın Ağırlığı Ve Toplumun Beklentileri

Napolyon, Rusya da dahil olmak üzere tüm Avrupa'yı fethetmeye odaklandı ve Elba'dan kaçıp Fransa'ya gitti. İlk icraatı ne oldu? Gıda ve güvenli barınma eksikliğinden dolayı yolda birçok asker ölecek olmasına rağmen tekrar savaşa gitmek. Dondurucu hava, Napolyon'un askerlerinden heykeller yapacaktı. Tekrar tekrar başarısız oldu, askerlerini tekrar tekrar kaybetti ama asla durmadı.

Eğer Napolyon'sanız, savaşmalısınız, savaş çıkarmalısınız! Çünkü geleneksel aileniz, geleneksel hükümetiniz ve askeri okuldan arkadaşlarınız savaşmanız gerektiğini söyler. Dünyanın mevcut kurallarına göre diğerlerinden daha güçlü olmalısınız. Kendi ulusunuzun en iyisi olduğunu düşünmelisiniz. Bu durumda, eğer bir imparator olabiliyorsanız, bunu açıkça hak ediyorsunuz demektir!

Bu Napolyon'un bir eleştirisi değildir; bu bizim kendi çocuklarımızı eğitme yöntemimizdir. Napolyon, aldığı eğitime rağmen çok merhametli bir adamdı. Örneğin, herkes hizmetkarı Marchand'ın sadece bir personel olduğunu düşünür—her hizmetkar bir personeldir—ama Marchand Napolyon'un en iyi arkadaşıydı.

Dürüst olmak gerekirse, bu bir gözlem ve derin bir fikir. Yani tarihte bazı büyük olumsuz olaylar ve bazı kırılma anları vardır. Ve eğer imparatorsanız ve erkenden uyanıp "Ben gidiyorum" derseniz, bu ani bir karar değildir.

Etrafınızdaki insanlar "Neden gidiyorsun?" diye soracaktır. Bu durumda şöyle cevap verebilirsiniz: "Benim çevrem var, aile ilişkilerim var ve belki hayatta kalmakla ilgili bazı problemlerim ve endişelerim var. Bu yüzden gitmek zorundayım." Evet. Ve kararınızın arkasındaki nedenler siz itiraf etseniz de etmeseniz de bunlardır ve imparator da olsanız sıradan bir insan da olsanız kaygınız aynıdır: Karnımı doyurabilecek miyim, güvenli bir konutta uyuyabilecek miyim ve bana iyi davranacak bir grup insan içinde yaşayabilecek miyim?

Constant'ın Karısı Ve Verilen Zor Karar: Sürgün Mü, İhanet Mi?

Constant, Napolyon'un bir arkadaşı ve hizmetkarıydı ve Napolyon'un güçlü zamanlarında ona yürekten hizmet etmek istiyordu. Fakat Napolyon sürgüne gönderileceği zaman, Constant Fransa'da kalmak istedi ve ona da teklif edilmesine ve dahası böyle bir durumda Napolyon'la gitmesi daha önce aralarında konuşulmuş ve anlaşmaya varılmış olmasına rağmen, sürgün zamanı geldiğinde onunla gitmek istemedi. Bunun için iki önemli nedeni vardı.

İlk olarak, Constant'ın bir eşi vardı. Adı Louis Charat'dı ve Napolyon'la sürgüne gitmek istemiyordu çünkü Fransa'da imparatorluğa hizmet eden bir aileden gelmiş olmasına rağmen çok rahat bir hayat yaşıyordu. Constant'ın eşi sürgüne gitmek istemiyordu. Sürgün zamanı geldiğinde, Napolyon etrafındaki insanlara sordu: "Benimle kim gelecek?" Constant'ın karısı Napolyon'la küçük bir adaya gitmek için varlıklı hayatını bırakmak istemedi. Bunun çok tehlikeli bir karar olduğunu düşündü. Eğer Napolyon'la sürgün adasına gitseydi, varlıklı hayatını, ailesini ve güvenli evini terk etmek zorunda kalacaktı. İkinci neden, gıda ve güvenli barınma eksikliği korkusuydu. Evet, Constant'ın tutumunun arkasındaki ikinci neden budur.

Constant, sürgünden önce Napolyon'dan 100.000 Frank almıştı ve Napolyon “Bu parayı sakla, eğer işler kötüye giderse bu para sayesinde kaçabileceğiz.” demişti. Constant bu servet değerindeki parayı Versay sarayının bahçesine gömdü. Toprağı kazdı, bu parayı içine koydu ve üzerini örttü. Constant bu parayı Napolyon'a bir daha asla geri vermedi. Napolyon bu parayı Constant'a neden verdi? Çünkü Napolyon, İngilizler onu bir sürgün adasına gönderirse, belki bu zor durumdan kaçmak için kullanabileceğini düşünmüştü ve sadece Constant'a güvenebilirim diye düşündü. Fakat ne yazık ki, Constant bu parayı Napolyon'dan çaldı. Evet. Constant saraydan kaçtı ve Napolyon Elba adasına sürgüne gitti.

Üç Temel İhtiyaç Ve Çevremizin Üzerimizdeki Etkisi

Bu konu benim ana konum açısından çok önemlidir. Yani bu konu üç temel ihtiyaçla ilgilidir. Constant ilk iki temel ihtiyacı garanti altına almak istedi: gıda ve güvenli barınma. Ve Napolyon da bu iki temel ihtiyacı garanti altına almak istedi. Ancak ikisinde de üçüncü temel ihtiyaç yoktu. Bu ihtiyaç, üç temel ihtiyaç arasındaki en önemli olanıdır. Üçüncü ihtiyaç "komşunu kendin gibi sev" eğitimidir. "Komşunu kendin gibi sev" eğitiminin olduğu bir ortamda büyümeyen insanlar tam bir iradeye sahip sayılmazlar. Çünkü gıda ve güvenli barınak için aralarında doğal olarak rekabete girerler. Buna bolluk içinde yokluk yaşamak denir. Bolluk insanlar arasında güven inşa edildiğinde artar, komşudan daha çok yemek, daha iyi evde oturmak istediğimiz anda rekabet devreye girer. Napolyon gibi kocaman imparatorlar bile bundan kaçamaz.

İkinci konu, Constant'ın bu parayı Napolyon'dan çalma kararıdır. Fakat o bu kararı verirken yalnız değildi. "Sen zeki bir adamsın, paraya ihtiyacın var, bu parayı Napolyon'a vermemelisin." diyen bazı insanlar vardı. Onlar kimdi? Onlardan biri onun karısıydı.

Başlangıçta, bazı televizyon kanallarını, bazı sosyal medya hesaplarını izlersiniz... İlk başlarda, bunun çok ilginç bir kanal olduğunu hissedersiniz. Bu çok ilginç bir haberdir. Bu ilginç bir kısa videodur. Belki viral videodur. Aslına bakarsanız, onların hepsi Constant'ın eşi gibidir. Videoda savaşlar gösterirler, savaşın çok kötü olduğunu, birçok insanın öldüğünü ve ekonominin kötüye gittiğini gösterirler. Kediler köpekler gösterirler, zenginler ve lüks seyahatler de gösterirler. Ancak bu videoları, bu sosyal medyayı, bu haberleri izlediğinizde, bu bakış açılarından etkilenirsiniz. Düşünceleriniz ve duygularınız izlediğiniz şeylere göre, konuştuğunuz insanlara göre değişir. Kiminle arkadaş olur, kiminle vakit geçirirseniz ona benzemeye başlarsınız.

Genel olarak konuşursak, Constant eşinden ve çevresinden etkilendi. Ve Napolyon da çevresinden etkilendi. "Sen mükemmel bir imparatorsun. Çok güçlüsün," dediler. Ve Napolyon da öyle düşünmeye başladı. "Rusya da dahil her Avrupa ülkesiyle savaşabilirim." diye düşündü. Böyle düşündü, ama bir şüphesi vardı.

Medya, Yönlendirmeler Ve Kendi Gözlemcimizi Seçmek

Benim açımdan, Napolyon'un tutumu ve Constant'ın tutumu birbirine çok benziyor, çünkü üç temel ihtiyaçtan yoksundular: gıda, güvenli barınma ve "komşunu kendin gibi sev" eğitimi.

Basitçe ifade etmek gerekirse, YouTube, Facebook veya Instagram'da başka videolar izlerseniz ve daha da önemlisi, milliyetçilik, din, komünizm veya herhangi bir ideoloji hakkında kitaplar okursanız, şüphesiz ki, o kitaplardan ve diğer sosyal medya türlerinden etkileneceksiniz.

O noktaya kadar, hangi platformun, hangi yazının veya hangi kitabın sizi etkileyeceğini seçebilirsiniz. Benim makalemi ya da bir kedi videosunu seçebilirsiniz. Ama sonra, belki farklı türde sosyal medya platformlarını, farklı konulardaki kitapları ve kısa videoları denemek istersiniz. Ve bu platformları, kanalları ve ideolojileri izlemeye devam edebilirsiniz ve ama bunlar hakkında düşünmeniz gerekiyor. Eğer düşünmüyorsanız size zarar verecektir. Bir anda hiç de ihtiyacınız olmayan bir ürünü satın almış olacaksınız. Aslında, benim için en iyi düşünce nedir diye düşündüğünüzde gerçek dostlarınızı bulmaya bir adım daha yaklaşırsınız. Hangi fikrin sizin için en iyisi olduğuna sadece düşünerek karar verebilirsiniz.

Ancak, medya bazı neşeli ve çok parlak şeyleri paylaşmaya devam eder. Ben artık 3 temel ihtiyacı tüm insanlığa garanti etmek için çalışmak istiyorum gibi kutsal bir karar verseniz ve sizinle aynı amaçtaki insanlarla dost olsanız bile bu renkli şeyleri paylaşmaya devam edecekler. Öte yandan, bu parlak şeyleri izlemeyi bırakmak için mücadele edeceksiniz. Bu doğru mu? Evet. Sizin için çok, çok zor olacak. Gerçekte, Constant ve Napolyon güvenlik aradılar. Kendi çağlarına göre güvenlik aradılar. Ancak onları kandıran, doğru kararlar vermelerine engel olan, onları sürekli parlak senaryolarla aldatan bir medya yani kendi seçtikleri bir çevre vardı. Kendi zamanlarına göre çevrelerinden ve "sosyal medyalarından" etkilendiler.

Kurtuluş Reçetesi: Küçük Gruplar Ve Kutsal Amacımız

Şaşırtıcı bir şekilde, ikisi de aynı planı düşündü. Plan neydi? Kaçmak. Temelde, işler kötü gittiğinde ülkelerinden ve halklarından kaçmak. Ve Napolyon veya Constant'ı eleştiremeyiz, eğer üç temel ihtiyaç—gıda, güvenli barınma ve hayatın anlamı hakkındaki eğitim—için herhangi bir garanti yoksa, herkes Constant ve Napolyon gibi davranacaktır.

Kendimizi kötü bir ortamdan nasıl kurtarabiliriz? Aramızda nasıl güven inşa edebiliriz? Bu yüzden, küçük bir grup içinde üç temel ihtiyacı garanti altına almalıyız. Sadece beş veya on erkek ya da on kadın en iyi arkadaş olmalı ve aynı ortak kurala tutunmalıdırlar. Bu kural "komşunu kendin gibi sev" olacaktır. Dolayısıyla, gizlilik içinde bu ana hedefle yaşamaya karar vermelidirler. Ana bir hedef olmadan asla başka videolar izlememeli veya başka kitaplar okumamalıdırlar.

Ana hedef nedir? Üç temel ihtiyacı garanti altına almak için her materyali, her videoyu ve her arzuyu kullanabiliriz. Örneğin, ben tüm insanlığın temel ihtiyaçlarını garanti altına almak için illüstrasyonları, tarihi olayları ve animasyonları kullanıyorum. Fakat onları sadece kendim için, sadece neşeli bir eğlence olarak izlersem, bu kötü bir alışkanlık, bencillik ve bir insan için çok düşük bir seviye olacaktır. Artık resimleri satmanın, kimsenin kullanmayacağı, sıkılıp bir kenara atacağı resim tabloları yapmanın hiçbir anlamı yok. Resim para için yapılmaz, aslına bakarsanız hiçbir iş para için yapmaya değmez. Temel ihtiyaçlarımız bellidir ve geri kalan şeyler sadece kutsal amacın tanıtımı için kullanılması gereken renkli şeylerdir.

Yeryüzünde bu kutsal amaca sahip çok, çok küçük bir insan grubu var. Ama birbirlerinden haberleri yok. Bu sırada, eğer siz de benim gibi düşünüyorsanız, lütfen bu videoları izlemeye devam edin ve lütfen bunun üzerine düşünün. Ve eğer benim gibi düşünmüyorsanız, buraya bir daha gelmemelisiniz. Tamam mı? Çünkü bu süreç boyunca başka fikirleri veya başka idealleri buraya getirip amacın saflığını ve değerini kirletmek istemiyorum.

Bazı fikirlerim, mücadelelerim ve önüme çıkan engeller var. Gerçek gibi görünen ama geçici materyal problemler. Adım adım, tüm bunların üstesinden nasıl gelebileceğimi öğreniyorum. Aniden, bu "üç temel ihtiyaç" konusuna tekrar dönüyorum ve bu bizim ana konumuz bu. Bu buraya gelen ve benim metinlerimi, videolarımı izleyen insanların ana hedefi. Hayatın anlamı "komşunu kendin gibi sev"dir. Bu değişmez bir yasadır.

Eğer böyle düşünüyorsanız, bu durumda iyi arkadaş olabiliriz. Kadınlar kadınlarla ve erkekler erkeklerle. Bunun için bazı gruplara ihtiyacımız var. Constant gibi davranmak istemiyoruz. Bir sonraki makalede görüşürüz!