3NEED.ART
Geri Dön
15 Ocak 2026

Sokak Eylemleri Yerine Yapıcı Eylemlerle Dünyayı Değiştirmek Mümkün Mü?

Protestoların Ötesinde Yapıcı Bir Enerji Birliği

İran'da eylemler var ve bir sürü insan ölüyor. Daha önce insanların neden eylem yaptığı ya da kalabalık yerlerde eylem yapmasalar bile neden öyle göründükleriyle ilgili bir makale yazmıştım. İran'da bu eylemler patlak verince konuya yeniden dönme ihtiyacı doğdu. Eylemlere, sebep ne olursa olsun sokaklara dökülmeye karşıyım. Bunun çok önemli bir sebebi var: Kimsenin yaşlanmaya bağlı sebepler dışında ölmesini istemiyorum. Gençlerin enerjisi; yıkmak için değil, komşusu için bir yuva inşa etmek veya bir fidan dikmek gibi yapıcı bir eylemde birleşirse, karşılarında durabilecek hiçbir ekonomik kriz kalmaz. Ayrıca eylemlere katılan genç nüfusun enerjisini paylaşmaya ve üretmeye yönlendirmesi gerektiğini biliyorum.

Gerçek Ekonomi Ve Paylaşımın Gücü

Diyelim ki yönetim çok kötü ve gerçekten ekonomi dayanılmaz hale geldi. Bu durumda sokakta bağırmaya başladığınızda sadece kendinizi yoracaksınız. Açsanız daha da acıkmaktan, hava soğuksa daha da üşümekten, hava sıcaksa güneşin altında pişmekten başka bir işe yaramayacak. Oysaki sahip olduklarımızı paylaşmak ve üç temel ihtiyacı birbirimiz için garanti altına almaya odaklanmak, sorunları sandığımızdan çok daha hızlı çözer. Ekonomi bir sihirbazlık gösterisinden ibaret zaten. Yeryüzü su ve topraklarla kaplı; birbirimiz için gıda ürettiğimizde, eğer diğerlerinden daha fazla para kazanmak veya zengin olmak gibi bir isteğimiz yoksa, yeryüzünün besleme kapasitesi ihtiyacımızdan katbekat fazladır. Bu yüzden kimsenin kimseyle kavga etmesine gerek de yok.

Geleceğin Çözümü Olarak Üç Temel İhtiyaç

İran için de tüm ülkeler için de geçerli olan bu koşul son derece uygulanabilir. Bugün kendimize soralım: Gerçek ekonomi nedir? Borsadaki dalgalanmalar mı, yastık altındaki altınlar mı, kaç tane evimizin olduğu mu? Hepsini zaten öldüğümüzde iade edeceğiz. Gençlerin sokağa çıkmayı değil; kendi gıdalarını yetiştirmeyi ve kendi güvenli barınaklarını inşa etmeyi öğrenmesi gerekiyor. Bu bilgiler artık sır değil. Her yerde komşularımız için tarım yapabileceğimiz toprak var; her yerde güvenli konutlar, bostanlar kurabileceğimiz bilgi de mevcut. Bu devirde kavga etmek, eylem yapmak ya da ülkesinin parasını yurt dışına kaçırıp onlara ihanet etmek son derece geri kalmış uygulamalardır. Artık yaptığımız iyiliği de kötülüğü de zaten saklayamıyoruz; kameralar, yapay zekâ, bilgi ve internet her yerde. Hatta kötülükler yaparsak, yasaklandıkça daha çok ortaya çıkıyor. İran'daki olayların dünyanın başka yerlerinde de yaşanabileceğini ve orası uzak bile olsa, yaşadığımız ülkelere mutlaka bizi de etkileyecek yansımaları olacağını hissediyorum. Bu yüzden üç temel ihtiyacı garanti altına almaya ne kadar hızlı odaklanırsak; ölümler, hırsızlıklar, savaşlar ve sahte ekonomik krizler o kadar hızlı sona erecek.

Gıda Ormanları Ve Kültürel Mirasın Zenginliği

Yeryüzünü gıda ormanlarına dönüştürmemiz için önümüzde hiçbir engel yok. Çay tarlasının bittiği yerde Erzurumlu bir Dadaş amca çayını kıtlama şekeriyle içiyor. Aynı tarlanın öbür ucunda bir Tebrizli çayını kand şekeriyle içiyor. Bu insanlar ister milletvekili olsun, ister sıradan bir köylü, isterse de İran'ın en üst rütbeli bir askeri olsun; üçü de çay içiyor, üçü de kıtlama yapıyor. Persler diye bildiğimiz İranlılarda aslında mükemmel bir gelenek var: Tüm turistik gezilerde mutlaka ziyaret edilen İran bahçeleri. Bu bahçeler çöl kumu üzerinde yeşertildi. Yani İran, köklü kültürüyle çölü bile yeşil ve verimli bir toprak haline getirebildi.

Bolluk İçinde Güvenli Bir Toplum Hayali

Eylem yapan gençlerin ve bu eylemlerde ölen insanların; ölmek veya sokakta korku içinde beklemek yerine bahçeler inşa ettiğini ve komşuları için gıda bostanları ektiğini hayal edebiliyor musunuz? Eylemlere katılan binlerce insan olduğunu haber kanallarından duyuyoruz. Binlerce insanın sadece "komşunu kendin gibi sev" ilkesiyle hareket etmeye başladığını hayal edebiliyor musunuz? Buna hangi sistem, hangi güç engel olmak ister ki? Artık her sokak güvenli; kimse karnını doyurmak ya da barınmak için rekabet etmiyor; yöneticilerin ve sıradan insanların yürüdüğü yollar, bahçeler, bostanlar bolluk ve bereket dolu. İnsanlar her öğün ziyafetteler. Kimsenin dini ya da siyasi otoritelerin koltuğunu kapmaya çalıştığı yok. Bunun hayali bile beni heyecanlandırmaya yetiyor; böyle bir İran'ı kim yönetirse yönetsin herkes, hatta bir Amerikalı bile orada yaşamak isteyecektir.

Toplumsal Barış İçin Karşılıklı Garanti

Ortak meselenin üç temel ihtiyacın garanti altına alınması olduğunu burada da net şekilde görüyoruz. İster kraliyet ailesinden soylu bir kişi olun, isterseniz de sıradan bir vatandaş; herkes için gıda, herkes için güvenli konut ve "komşunu kendin gibi sev" eğitimini garanti altına aldığımız anda ne kralla, ne yönetimle, ne ekonomiyle ne zenginlerle ne de işçilerle kavga etmemize gerek kalmıyor zaten. En kısa zamanda önce İran'da, sonra ekonomisi "kötü" diye tanımladığımız tüm ülkelerde ve nihayetinde tüm dünyada; üç temel ihtiyacın hem yönetici hem de yönetilen kesim tarafından garanti altına alınmasını diliyorum.

Toplumsal Dönüşümde Eğitimli Kadınların Rolü

İran'da kadınların yüzde altmışı üniversite mezunu. Yani "komşunu kendin gibi sev" eğitimini tüm İran'a yayabilecek güçleri var. Bunu yapmamanın önünde sadece tek bir engel var: Para kazanmayı ve diğerlerinden daha zengin olmayı; herkes için gıda ve güvenli barınak sağlamanın önüne koymak. Bireysel çıkarlarımızla insanlığın çıkarları her zaman çelişir. Bu yüzden çok rahatsız olsak bile eğer insanlarımız ölecekse, bu rahatsızlığı sokağa çıkma eylemi haline getirmemek ancak çok akıllı bir kadının aklıyla mümkün olur. Tüm insanlığı kendi yavrusu gibi seven anne yüreğine sahip bir kadın; yavrularını nasıl besleyeceğini düşünür ve erkekleri herkes için gıda, herkes için güvenli yaşam alanını inşa etmeleri için teşvik eder. Hem kendi çocuklarını hem de yetişkin adamları "komşunu kendin gibi sev" yasasında usta oluncaya kadar eğitir.

Örnek Bir Sistemle Gerçek Bir Fetih

İran nasıl fethedilir? Eğer bir Amerikalı, Çinli ya da Avrupalı diplomatsanız bunun üzerine çok düşünmüş olabilirsiniz. "İran'ı nasıl fethedeceğiz, kaynaklarını nasıl ele geçireceğiz ya da bir bahaneyle ekonomisini nasıl kendi kontrolümüz altına alacağız?" gibi sorular sormuş olabilirsiniz. Nasıl yapabileceğinizi ve bunun nasıl kalıcı olacağını hemen anlatayım: Öncelikle kendi ülkelerimizde her şey mükemmel olmalı. Sokakta yaşayan insanlara gıda ve barınma garanti edilmeli. Her ülkenin, kendi toprakları üzerinde yaşayan insanları için bu ihtiyaçları garanti altına almasından bahsediyorum. Her karış toprağı gıda ormanlarına dönüştürmek, işsiz insanların gönüllü istihdamıyla sadece üç yılı alacaktır. "Komşunu kendin gibi sev" yasasının propagandası her yerde manşet olmalı; en tirajı yüksek haber kanalları, tüm sosyal medya, ünlü kişiler, politikacılar, varlıklı ve soylu insanlar bundan bahsetmeli. Bu temel ilkeye uymak kalıcı bir moda haline getirilmeli. Ülkenizde yaşayan İranlılar ve kendi vatandaşlarınız, bu üç temel ihtiyacın garanti altına alınmasından eşit şekilde yararlanmalı.

Kalıcı Mutluluğun Ve Barışın Yolu

Bu kadar! Gerisini İranlılar kendileri halledecek. Ülkelerine geri döndüklerinde sizin harika sisteminizden bahsedecekler; "Biz de öyle yapalım," diyecekler. Sizin ülkenizin cennet gibi görünen bostanlarından, her öğün verdiğiniz herkese açık ziyafetlerden çekilmiş videoları ve resimleri paylaşacaklar. Aynısını onlar da yapacak. Artık Fransa ile İran arasında, Amerika ile İran arasında ya da herhangi bir ülkeyle İran arasında; kültür farklılıklarından başka ne beslenme, ne barınma ne de güvenlik açısından hiçbir fark kalmayacak. İsteyen her Amerikalı İran'a gidip kand şekeriyle çay içebilecek; isteyen her İranlı Amerika'ya, Almanya'ya ya da Fransa'ya gidip bostanlardan domates toplayabilecek. İran böyle fethedilir. İran'ın tüm zenginliklerinden, genç nüfusundan ve kaynaklarından yararlanmanın tek yolu budur. Bunun dışında binlerce yıldır süren kavganın ve savaşların hiçbiri tüm insanlığa kalıcı mutluluğu getirmez.